Çocuk ve Gençlerde Depresyon Gelişimi

Çocuk ve Gençlerde Depresyon Gelişimi

Çocuk ve Gençlerde Buhran Gelişimi | Türkiye’nin Afiyet Haber Portalı – Psikoloji, Buhran, Ruh Sağlığı, Diyet, Panik Saldırı, Alzheimer, Parkinson, Hiperaktivite

Bu makalede çocukluk ve gençlik dönemlerindeki depresif bozukluklar gelişimsel psikopatoloji açısından incelenmiştir. Bu yaklaşıma göre insan gelişimini anlamak için, bireylerin yaşam boyu gelişimsel süreçlerini (biyoloji ile ilgili, psikolojik ve sosyal gibi) pat diye pozitif boyutun etkileşimleriyle anlayışlı olmak gereklidir. Böylece depresif bozuklukların ortaya çıkmasında rol alan önemli faktörleri uygulamak için, gelişim psikolojisi, klinik psikoloji, psikiyatri, epidemiyoloji, sosyoloji, nörobiyoloji, genetik ve sinirbilimi alanlarında kaydedilen gelişmeleri gelişimsel psikopatoloji perspektifiyle birleştirme gereklidir.

Bu yaklaşıma göre depresif bozukluklar çeşitli gelişimsel süreçlerin sonucunda ulaşılan heterojen durumlardır ve tek bir tehlike faktörünün depresif bozukluğa yol açtığı azıcık düşünülmez. Bu makalede depresif hastalıklara olası neden olarak depresotipik gelişimsel organizasyon ileri sürülmektedir. Bu organizasyon depresif semptomların ve bozuklukların aşağı yatan, bambaşka süreçleri düşündürmesi açısından önemlidir. Gelişimsel bakış açısı, depresif bozuklukların yalnızca bilişsel, duyuşsal, kişilerarası ve biyoloji ile ilgili yönlerini anlamak yerine, bizi bu yönlerin gelişimsel olarak nasıl değiştiğini ve bu yönlerin sosyal çevrede yer alan bireyin, biyoloji ile ilgili ve psikolojik sistemleriyle nasıl bütünleştiğini anlamaya zorlamaktadır.

Bu makalede önce depresif bozuklukların doğası tartışılıyor, sonradan epidemolojik bulgular ile gençlerde ve çocuklarda depresyonun klinik özellikleri üstünde duruluyor. daha sonra gelişimsel psikopatoloji alanının kavramlarından sözederek depresyonun çocuk ve gençlerdeki gelişimi ve görünümü hakkında bir model sunuluyor. Bu alandaki boylamsal incelemeler yetkisiz olduğundan, epidemolojik araştırma sonuçlarından, ebeveynlerinin depresyonlu olduğu yüksek risk grubu çocuklarla yapılan çalışmalardan, kliniklere bunalım tedavisi için gelen ya da hastanelerde yatan çocuklarla yapılan çalışmaların bulgularından bahsediliyor. Bu makalede önerilen model zaruri olarak spekülatif, çünkü deprosotipik organizasyonun ortaya çıkışı ve zaman içinde değişimini inceleyen incelemeler bulunmamaktadır. Öyle çok araştırma unipolar buhran konusunda yapılmış olduğundan, bu makalede çocukluk ve gençlikte depresif bozuklukların etiyolojisi ve sürecini gelişimsel psikopatoloji perspektifi ile anlamada unipolar depresyon üzerinde duruluyor.

Tanımsal ölçütler ve bozukluğun doğası:

Tipik olarak depresyon, depresif duygu durumu, depresif sendromlar ve depresif bozukluklar almak üzere üç şekilde kullanılmaktadır (Angold, 1988). Depresif duygu durumu, disforik duyuşu taşıyan tek bir semptom ya da semptomlar grubuyla sınırlıdır. Depresif duygu durumunu değer biçmek için şimdiye dek daha çok kişinin kendisinden veri alma yöntemleri kullanılmıştır. Depresif sendromlar görgül olarak birlikte görüldükleri kanıtlanmış belirti gruplarını içerir. Depresif bozukluklar DSM 4 ve ICD 10 da olduğu gibi teşhis kategorileri olarak yansıtılmaktadır.

İki herif duygu durumu bozukluğu bulunmaktadır. Bunlardan biri bu makalede bahsedilmeyen bipolar bozukluk ve depresif bozukluktur. Depresif bozukluğun iki esas daha alçak çeşidi vardır. Tek veya tekrarlayan depresif ataklarla ortaya çıkan Major Depresif Bozukluk ve kronik duygu durumu bozukluğu ile karakterize olan distimi. Bu bozuklukların semptomlarının çocuk ve gençlerde yetişkinlerden daha öbür şekillerde ortaya çıkabileceği vurgulanmasına karşın (APA, 1994; Birmaher ve ark., 1996; Kovacs, 1996) birçok süre erişkin kriterleri çocuk ve gençlere uygulanmakta, etiyoloji ve ilerlemesini etkileyebilecek gelişimsel faktörler göz ardı edilmektedir.

Çocuk ve gençlerde depresif bozukluklar:

Çocuk ve gençlerdeki duygu durumu bozuklukları, reşitlik dönemine tarafından daha az araştırılmış olmalarına karşın son yıllarda bu alanda ilerlemeler sağlanmıştır. Depresif hastalıkların buluğ çağı çağından önce görülebilmesini sorgulayan önceki inanışların aksine, yakın zamanlarda teşhiste hangi ölçütlerin kullanılması gerektiği; epidemolojiye, nedenlerine, ilerlemesine ve sonuçlarına yönelik çalışmalarda daha ileri tekniklerin kullanımı; hem depresif, distimik ve risk gruplarını oluşturan çocukların tedaviye tepkileri gibi konular üzerinde durulmaktadır.

Epidemoloji ve çocuk ve genç depresyonunun klinik özellikleri

Major Depresif Bozukluğun (MDB) çocukluktaki sıklığının % 0.4 ile % 2.5, gençlikte ise % 0.4 ile % 8.3 aralarında değiştiği tahmin edilmektedir. Fakat çocukların bilişsel, dil, bellek ve kendini anlamalarındaki gelişimsel kısıtlılıkları düşünüldüğünde, Major Depresif Bozukluğun teşhis edilmesinde yanılgılar olabilir. MDB ’nin gençlikteki hayat boyu görülme sıklığı (%15 ile % 20), yetişkinlerdeki yaşam boyu görülme sıklığına benzerdir. Bu benzerlik yetişkinlikte görülen depresyonun temellerinin gençlikte bulunduğuna muhabere etmektedir. Distimik bozukluğun görülme sıklığı çocuklarda % 0.6 ile % 1.7 ve gençlerde % 1.6 ile % 8.0 dir. MDB çocukluk döneminde kızlarda ve erkeklerde benzer oranlarda görülürken, gençlik döneminde bu oran kızlarda erkeklere tarafından iki kat daha fazladır, bu da reşitlik dönemindeki oranlarla paralellik göstermektedir.

MDB ile karşılaştırıldığında çocuklarda Distimik Bozukluğun önce görülmesi daha sonraki duygu durumu bozukluklarının görülme riskini arttırmaktadır. Çocuk ve gençlerde MDB ’nin süresi yaklaşık 7 -9 aydır ve çoğunlukla tekrarlandığı görülmektedir. Distimik Bozukluk ise takriben 4 sene sürmektedir. Bu çocuklar genellikle Distimik Bozukluğun başlamasından 2 yıl sonra MDB gösterirler. Distimik Bozukluk tekrarlanan depresif bozukluklara yol açtığı için, Distimik Bozukluk konusunda yapılacak erken teşhis, çare ve önleme çalışmaları kayda değer stratejiler olmalıdır.

Depresyonda olan çocuk ve gençlerin % 40 ile % 70 ’i bir başka bozukluk daha göstermektedir, bunların % 20 ile % 50 ’sinin iki ya da daha artı bozukluk gösterdikleri varsayım edilmektedir. En sık görülen komorbid bozukluklar, Distimik Bozukluk, Vesvese Bozuklukları, Tutum bozuklukları ve Madde kullanımıdır. Çocuk ve ergenlerde Vesvese Bozuklukları Depresif bozukluklardan önce gelirken, yetişkinlerde, Depresyon, Endişe Bozukluklarından önce gelmektedir. MDB çoğunlukla, içki ve madde kullanımından yaklaşık 4.5 sene önce kazanç ve depresyonda olan gençlerde bağımlılıkların önlenmesinde önemli bir göze çarpan oluşturur. Çoğunlukla komorbidite depresyonun tekrar riskini, depresyonun süresini, intihar riskini, fonksiyon göstermeyi, tedaviye tepkiyi ve psikiyatrik servislerin kullanımını etkilemektedir.

Cinsiyet farklılıkları

Incelemeler ergenliğin ilk ve orta dönemlerine dürüst depresyonun genel sıklığında iki cinste de çoğalma olduğunu göstermektedir. Lakin kızlardaki oranlar erkeklere göre daha yüksektir. Kızlardaki bu artma konusunda zihin birliği olmasına karşın, bu farklılığı açıklamaya karşın daha fazla çalışmaya gereklilik vardır.

Çocukluk ve gençlik depresyonuna Gelişimsel psikopatoloji kavramlarıyla yaklaşma

Depresif bozuklukların gelişimin öbür dönemlerinde görülmesi, dağıtılmış risk faktörleriyle ve öteki patolojilerle ilişkili olması, bu bozuklukların ortaya çıkmasına ve devam etmesine niçin olan gelişimsel süreçler hakkında sağlambilgi edinmeyi kayda değer kılmaktadır. Gelişimcilerin depresif bozukluklarla bilhassa ilgilenmesinin nedeni bu bozuklukların temelinde, psikolojik (örn. duyuşsal, bilişsel, sosyal-duygusal, sosyal-bilişsel), sosyal (örn. toplum, kültür) ve biyoloji ile ilgili (örn. ırsi, nörobiyolojik, nörofizyolojik, nörokimyasal, nöroendokrin) gibi karmaşık yapıların etkileşiminin olmasıdır. Depresif bozukluklara giden ayrı süreçler bulunmaktadır ve depresyon için potansiyel risk faktörleri, depresyondan diğer tutum problemlerine de yol açabilir.

Duygu durumu bozukluğu gösteren kişilerde bilişsel (veri işleme, sosyal biliş vb.), sosyal-şehvetli (ego saygısı, kişilerarası-ilişkiler, suçluluk, duyuş kontrolü vb.), temsilcilik edici (benlik-şeması, içsel temsil etme modelleri vb.), biyolojik (ırsi, beyinde yapı bozukluklar vb.) sistemlerde farklılaşan düzeylerde sapmalar görülmektedir. Bu sistemler birbirinden öbür yok, birbirleriyle fazla yakından ilişkilidirler. Adi fonksiyon bildiren kişilerde bu sistemler arısında istikrarlı bir organizasyon vardır. Buna karşıt olarak depresif kişilerde, bu sistemler aralarında tutarsız bir organizasyon ya da patolojik yapıların bir organizasyonu, öteki bir deyişle depresotipik organizasyon vardır. Bu organizasyon gelişimsel olarak ilerler ve yaşamın ayrı dönemlerinde depresif bozukluk olarak sonuçlanabilir. bu nedenle, bu sistemler arasındaki ilişkileri bilmek, keza depresif bozuklukların doğasını keza de bu sistemlerin nasıl normal fonksiyon göstermeyi sağladıklarını anlayışlı olmak açısından çok önemlidir.

Öbür sistemler depresif bozukluklardan etkilendiğine tarafından, gelişimsel yaklaşım dikkatleri, sonra ortaya çıkabilecek ve depresif semptomlarla ilişkili olabilecek, erken dönemlere yöneltir. Mesela, duyuşsal teftiş mekanizmalarındaki aksaklıkları, veya depresif kişilerin kendileri hakkındaki negatif atıfları anlama, bu özelliklerin erken gelişimini inceleyerek olabilir.

Gelişime organizasyonel teşebbüs

Çocuklar gelişimin her basamağında incelemek durumunda oldukları ayrı problemlerle karşılaşırlar. Bu problemler karşısında olumlu uyma kişinin yeterliliğine katkıda bulunurken, güçsüz çözümler bireyin gelecekte karşılaşacağı gelişimsel problemlere olumlu adaptasyonunu azaltır.

Gelişim çok çeşitli sonuçlara varabildiğine kadar, gelişimsel süreçlerde de farklılıkların bulunması beklenen bir durumdur. Çoklu netice prensibine (multifinality) göre tek bir tesir öbür sonuçlara niçin olabilir. Mesela, depresyonlu ailelerin çocukları (kalıtsallığı da içine alacak şekilde) riskli grup olarak görülmelerine karşın, hepsi depresif bozukluk geliştirmemekte ve intibak gösterenleri de görülmektedir.

Tekli sonuç (equifinality) prensibine göre, aynı netice ayrı nedenlerden kaynaklanabilir. Örneğin, erkeklerde yetişkinlikte görülen bunalım okul öncesi dönemdeki ters ve sosyal olmayan kişilerarası davranışlarla ilişkili bulunurken, kadınlarda buluğ çağı dönemindeki pozitif sosyalleşme ve aşırı içedönüklük, yetişkinlikteki depresyonu yordayabilen özellikler olarak bulunmuştur.

Çevresel etkileşim modeli

(Lahza ecological transactional model)

Bu model çocukluk ve ergenlikte çoklu faktörlerin nasıl depresyona neden olduğunu anlayabilmek için bir çerçeve sunmaktadır. Bu perspektife göre, bireyin çevresi bireye yakın ya da uzak olan benzer anda var olan düzeylerden oluşmaktadır. Etkinin bireye yakınlığına emrindeki olarak, depresotipik organizasyonun ve depresif bozukluğun ortaya çıkmasındaki rolü farklılaşır. Bireyin özellikleri ve çevrenin her bir düzeyindeki süreçler vakit içerisinde birbirlerini müşterek etkiler ve çocuğun gelişim sürecini şekillendirirler. Depresotipik organizasyonun olup olmaması da buna bağlıdır.

Bireyin çevresindeki en uzakta iki seviye, inanç ve kültürel değerleri içeren makro-sistem ile, çocukların ve ailelerin yaşadığı çevrenin özelliklerini içeren yankı-sistemdir. Bireyin adaptasyonunu etkileyebilecek daha yakın faktörler, yakın çevre (mikro-sistem) özellikle aile, ve bireye özgü özellikleri içermektedir. Başkalaşım modeli çerçevesinde, süregelen risk ve koruyucu faktörlerin çevrenin düzeyleri içinde ve arasındaki geçişleri, depresotipik organizasyonun gelişimine ve depresif bozuklukların ortaya çıkmasına ya da tekrarlamasına katkıda bulunuyor olarak görülmektedir.

Bireye özgü gelişim

(ontogenetic development)

Depresif bozuklukların ve depresotipik organizasyonun bambaşka parçalarının gelişmesine teorik ilgilerinden nedeniyle, bu makalede erken gelişim basamaklarına özgü dört gelişimsel nokta üstünde durulmuştur.

a)…homeostatik ve fizyolojik düzenlemenin gelişmesi

b)…duyuşsal ayırım yapabilme ve dikkat ve uyarılmışlığın düzenlenmesi

c)…tehlikesiz bağlılığın gelişimi

d)…ego sisteminin gelişimi

a. Homeostatik ve fizyolojik düzenlemenin gelişmesi

Yaşamın birincil aylarında bebekler içsel fizyolojik durumlarda dengeyi temin etmek gereksinimindedirler. Homeostatik sistem bir denge noktasında kalmayı arar ve bu dengeden uzaklaşmak bezginlik yaratır. Erken fizyolojik düzenleme bebeğe bakan yetişkinden takviye arar. Bebekler ihtiyaçlarını ebeveynlerine duyuşsal tepkileriyle iletmeyi geliştirirler. Sağduyu ebeveynler de bu işaretleri dürüst olarak tespit edebilmelidir.

Bebeğin beyni gelişirken, bebek fizyolojik sıkıntının yarattığı uyarılmışlığı düzenlemede kendine giderek tatmin edici olmaya başlar. Bu gelişen kapasite ön beyin denetim fonksiyonları ile nörotransmitter sistemlerinin gelişimi tamamen olur. Sağ beyin aktivasyonu stress ile, sol beyin aktivasyonu ve sağ beyinin aktivitesini gözden geçirmek ise olumlu duygularla ilişkilendirilmiştir. Hemisferler arası bağlantının gelişmesi de bebeğin kendini yoklama edebilmesini geliştirir. Bu nörolojik gelişme deneyime bağlıdır. Bunun için ebeveynlerden gelecek dış uyaranlar gereklidir.

Ebeveyler, homeostatik düzenlemenin sürekliliğinde bebeklerine verdikleri desteğin niteliğine ast olarak, bebeğin beyin gelişimi sürecine dolaylı bir şekilde tesir ederler. Fazla sık yeni deneyimler ve sürekliliği olmayan bir çevre, düzenli olarak sağ beyni aktive ederek olumsuz duyuş gösterimine neden olabilir. Karşıt bir durumda ise, çevrenin sürekliliği ve tutarlılığı sol beynin hakim olmasını destekleyerek negatif uyarılmışlığın azaltılmasını güçlendirebilir. Bu Nedenle anne babanın bebeğe karşısında tutumu, bebeğin hemisferler arası bağlarının ve duygu denetleme becerilerinin gelişimini etkileyebilir.

Annelerin depresyonlu anne rolünü oynadığı araştırmalar zeka bebekler üzerinde yukarıda açıklanan negatif etkilerin varlığını göstermişlerdir. Bebeklikten sonraki yaşlarda ebeveynleri duygu durumu bozukluğu belirten çocuklarla yapılan çalışmalarda da bu çocukların duyuş kontrol güçlükleri yaşadıkları gözlemlenmiştir. Bu alandaki çalışmalar, bebeklikten itibaren başlayan düzenleme ve teftiş süreçlerindeki güçlüklerin, depresotipik organizasyonun değişimine katkıda bulunabileceklerini göstermektedir.

b. Duyuşsal ayırım yapabilme ve uyarı ve uyarılmışlığın düzenlenmesi

İçsel homeostatik düzenlemenin temellerinin atılmasıyla, bebek bedensel çevresine daha fazla uyarı eder ve tepki verir hale kazanç. Bambaşka fonksiyon alanlarında da şipşak beceriler kazanmaya başlar. Bebeğin ebeveynle olan ilişkisinde duyuşsal gösterim manâlı bir vasıta haline gelmeye başlar. Bebek duyuşsal gösterim ve davranışlarını ebeveynine tarafından adapte eder, düzenler.

Bebeğin anne babasının desteğine ihtiyacı olduğundan, ebeveynin bebekle nasıl ilişki kurduğu ve ona nasıl baktığı, bebeklerin duyuşsal ayırım yapabilme, duyuşsal ifade etme ve düzenleme becerilerinde, bireyler arası farklılıkların ortaya çıkmasına katkıda bulunmaktadır.

Böylece, depresyonlu annelerin çocuklarının olumsuz duyuşsal etkileşimler yaşamaları, çocukların erken duyuş gelişimindeki farklılıklara yol açmaktadır. Bu erken duyuş farklılıkları, depresotipik organizasyonun gelişme ve değişmesinde itici zorlama rolünü oynar.

c. Tehlikesiz bağlanma ilişkisinin gelişimi

Bebeğin annesine veya esas ihtiyaçlarını karşılayan kişiye karşısında birinci yılın ikinci yarısında geliştirdiği bağlanma ilişkisi, çok önemlidir. Bu ilişki annenin şehvetli ve bedenen sağladığı ortamın kalitesine emrindeki olarak, bebeğin değişen ve gelişen duyuşu, bilişi, ve davranışını organize eder. Anne dıştan gelebilecek tehditlere aleyhinde tehlikesiz bir nokta sağlamasıyla, bebeğin uyarılmışlığını dengelemeye ve böylece iç güvenliğini sağlamaya yardım eder.

Anneye karşı geliştirilen bağlanma çeşitlerindeki farklılık, sosyo-hissi, bilişsel, temsilcilik edici ve biyoloji ile ilgili sistemlerdeki bambaşka organizasyonları kavramak açısından önemlidir. Bu farklılıklar depresotipik organizasyonla da ilgili olabilir. Bebeklikten itibaren kişinin anneyle olan bağlanma ilişkisi deneyimi, giderek içsel olarak temsilcilik edilmeye başlar.

Ebeveynleri depresyonlu olan çocukların bakımlarında birtakım aksaklıklar meydana gelebilir ve bu daha sonraki güvensiz bağlanmaya yol açabilir. Güvensiz bağlanma çocuğun ebevenyninin depresyonu ile başa çıkmasını güç hale getirebilir ve çocukta depresyonun görülmesine yol açabilir.

tamamen bakıldığında, araştırmalar depresyonlu kişilerin çocuklarının güvensiz bağlanma geliştirme olasılığının anlamlı şekilde yüksek olduğunu göstermiştir. Ayrıca araştırmalar, güvensiz bağlanması ileriki çocukluk yıllarında devamlı çocukların daha pozitif tutum problemleri sergilediklerini ortaya koymuştur. Ergenlik çağında ise klinik depresyon tanısı alanların, ebeveynlerine karşı daha eksik tehlikesiz bağlanma bildirdikleri bulunmuştur.

Özet Olarak, keza buhran tanısı konulmuş gençlerde, ayrıca de depresyonlu ebevenylerin çocuklarında güvensiz bağlanmanın daha sık olduğu yönünde bulgularda bir çoğalma görülmektedir. Bağlanma ilişkisinin niteliği, biliş, duyuş ve davranışı organize eden “ben” ve “başkaları” hakkındaki içsel temsilleri etkilemektedir. Bu modellerde gelişim süreci içerisindeki idrak ve deneyimleri etkilemektedir. Güvensiz bağlanma geliştirmiş bireylerde bu modeller psikolojik ve biyolojik depresotipik organizasyonun gelişimine katkıda bulunmaktadırlar.

d. Benlik-sistemi: Kendinin farkında olabilme ve kendini başkasından ayırt edebilme

Bağlanma ilişkisinin gelişimini takiben, ikinci yılın ikinci yarısında çocuklar kendilerini öteki kişilerden ayrı ve bağımsız varlıklar olarak görmeye başlarlar. Hissi ve bilişsel yapıların içsel temsillere eklendiği modellerde ego, benin bağlanma objesiyle (anne) olan ilişkisine göre temsil edilmeye başlar. Çocuk büyüdükçe kendini denetim edebilme becerisinin artmasına karşın, ebeveyn ilişkisi önemini korumakta ve ebeveynin varlığı, ulaşılabilirliği ve tepkileri benliğin nasıl temsilcilik edildiğini etkilemektedir. Ebeveynin olumlu tepkiler vermesi, ulaşılabilir olması benliğin makul ve kıymetli olduğuna, ebeveynin ulaşılamaz ve dışlayıcı olması benliğin sevilmez ve önemsiz olarak temsilcilik edilmesine yol açar.

Araştırmalar, depresyonlu bireylerin çocuklarının benlik gelişimlerinde aksaklıkların olduğunu, bu çocuklarda benliklerine olumsuz atıfta katılmak riskinin bulunduğunu ve daha sonra bunalım geliştirme açısından negatif etkilendiklerini göstermektedir. Benlik sistemindeki aksaklıklar, depresyonlu kişilerde intihar olasılığını da etkilemektedir.

Depresyonda gelişimsel biyoloji ile ilgili sistemler

Çoğu çalışma depresyonlu şahısların akrabalarında duygu durumu bozukluklarının görülme sıklığının genel popülasyon oranlarından yüksek olduğunu ve bu oranın yakın akrabalarda daha da yükseldiğini göstermiştir. İkiz çalışmaları duygu durumu bozukluklarının ikizlerden ikisinde birden görülme oranlarının tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine kadar daha yüksek olduğunu göstermektedir. Evlat edinilmiş çocukların aileleriyle yapılan incelemeler ise biyoloji ile ilgili akrabalarda, evlat edinenlerin akrabalarına göre daha yüksek oranda depresyona rastlandığı bulunmuştur. Genlerin etkilerinin yaşamın bambaşka dönemlerinde öbür olması beklendiğinden, bu bilgiler gelişimsel bunalım modeli oluşturulurken göz önünde bulundurulup, değişen depresotipik gelişimsel organizasyona ilave edilmelidir.

Depresyonlu çocuk ve gençlerle yapılan farklı biyoloji ile ilgili yapıları ve süreçleri inceleyen çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Buhran riskini artırabilecek kompleks gelişimsel organizasyonu anlayabilmek için tüm bu biyolojik bulguların, psikolojik sistemlerle birleştirilmesi gerekmektedir.

Yakın çevre (mikro-sistem)

Kalıtsallık akrabalarda depresyonun görülmesini etkilemektedir, fakat tek başına depresyonun gelişimini açıklayamaz. Bir Takım çalışmalar da şiddetli bunalım durumlarında manâlı çevresel etkilerin varlığını ortaya koymuştur. Bu durumda, çevresel faktörlerin depresyon üzerindeki etkileri küçümsenemez.

Depresyonlu çocukların çevreleri değiştiğinde (hastaneye yatırılmaları gibi), duygu durumlarında düzelmelerin görülmesi, ailenin depresyon üzerindeki etkilerini göstermektedir. Çalışmalar ebeveynin psikiyatrik bir bozukluğunun olması, ailenin yapısı, olumsuz hayat deneyimleri gibi aile ile ilgili faktörlerin depresyonun gelişimi ve sürekliliği üzerindeki etkisini ortaya koymuştur. Depresyonlu çocukların ailelerinde bunalım, vesvese durumu, madde kullanımı, antisosyal davranışlar, boşanma, tek ebeveynin olması, düşük sosyo-ekonomik seviye, çocuk istismarının varlığı pek fazla çalışma göre gösterilmiştir. Çevresel etkileşim modeline kadar bu faktörler, çevrenin öbür düzeylerinde etkileri olan öteki psikolojik, sosyal ve biyoloji ile ilgili mekanizmalarla birlikte düşünülmelidir.

Yankı-sistem (çocukların ve ailelerin yaşadığı çevrenin özellikleri)

Daha önce açıklanan aile etkilerine ilave olarak, okul ve çocuğun yaşadığı mahalle, özellikle esas eğitimden orta öğrenime geçiş döneminde çocuğun akademik ve psikolojik uyumuna katkıda bulunmaktadır. Bu yüzden mektep çevrelerinin depresyonun gelişimi konusundaki önemi vurgulanmaktadır. Depresyonun orta öğrenim yıllarında artış göstermesi, akademik olarak başarılı olduğunu düşünen çocukların duygusal ve tavır güçlükleri çekme olasılığının düşük olması, buna karşıt akademik olarak kendini başarısız gören çocukların depresyon semptomları göstermesi de çevrenin önemini destekleyen araştırma bulguları arasındadır.

Ergenliğin başlangıç döneminde görülen okul başarısızlığı, ufak çaptaki uygun olmayan davranışlar, okulu sevmeme gibi özelliklerin, ergenliğin daha ileri yıllarında görülen bunalım ve psikolojik sağlık ile ilgili olduğu bilinmektedir.

Okul çevresinin orta öğrenime geçiş döneminde çocuğun gelişimini destekleyici rol oynayamaması, motivasyon ve ruh sağlığı problemlerine katkıda bulunabilir. Okula ahenk, akademik ilgi ve başarının ise ruh sağlığı açısından koruyucu bir rol oynama olasılığı yüksektir.

Makro-sistem

Ilk bakışta, kültürel değer ve inançların gelişen deprosotipik organizasyon ve duygu durumu bozukluklarıyla ilişkili olamayacağı düşünülebilir. Lakin makro sistemin bazı yönlerinin depresyonun ortaya çıkmasında etkili olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. bir de, toplumsal tutumlar, kaynak ve destekler, ailelerin arayacağı tedavilerin varlığını etkilediğinden, makro-sistem depresyonun görülüp görülmemesini, görüldüğünde ise nasıl sergileneceğini kayda değer şekilde etkileyebilir. Bu konuda yapılan çalışmalar oldukça azdır. İntihar riskleri konusundaki incelemeler bu konuya bir ölçüde açık sözlülük getirmektedir. Çalışmalar, azınlık grubun üyesi olma, ya da toplumsal değişimin (gelenekselden batıya yönelim gibi) seri olduğu yerlerde yaşamanın, intihar riskini arttırdığını göstermiştir.

ÖZET VE ÖNERİLER

Gelişimsel psikopatoloji perspektifi depresyona dönüşen depresotipik organizasyonun engellenmesi ve depresyon ortaya çıktığında da tedavisi için manâlı ipuçları sağlar. Depresyonlu ebeveynlerin çocuklarının ve depresyonlu çocuk ve gençlerin psikolojik ve biyolojik gelişimsel yapılarının organizasyonunu kavrama, semptomların anlamını algı, öbür kişilerin ayrı terapilerden nasıl faydalanacağını anlayış açısından çok önemlidir.

Depresotipik organizasyon bebeklik döneminde başlayabileceği için, erken döneme yönelik önleme çalışmaları, gelişim basamaklarında ilerlemenin başarılı olması için manâlı olacaktır. Aileye özgü böylece çok faktörün depresyonun ortaya çıkmasındaki rolü bilinmektedir. böylece aile destek programları çocuğun daha yetkin olmasını sağlayarak depresyonun ortaya çıkmasını engelleyecek ve toplumsal oranlarda düşüş sağlanacaktır.

Depresyonlu ailelere sağlanacak önleyici takviye programlarının uygulanabilmesi için, sosyal ve sağlık durumu politikalarında değişiklikler yapılması gerekecektir. Depresotipik organizasyonun oluşmasında rol bölge faktörlere yönelik önleme ve takviye programları depresyonun ortaya çıkmasını engelleyebilmesi açısından önemlidir.

, Çocuk,depresyon,gelişimi,gençlerde,ve,güncel sağlık haberleri

About The Author

Wabi

No Comments

Leave a Reply

ankara escort eskisehir escort izmir escort antalya escort gaziantep escort bursa escort ankara escort gaziantep escort bodrum escort izmit escort konya escort